Hukuk Halkoyuna Sunulamaz!

 

 

 

Yargının öz olarak niteliğini ve biçim olarak da yapılanışını değiştirmeyi amaçlayan anayasa değişikliği paketinin TBMM’deki oy sayısına göre referanduma götürülmesi, hem temel insan haklarına aykırılık oluşturacak ve hem de bilim karşısında cehaleti taçlandırmak anlamına gelecektir.

 

İnsan haklarının referandum konusu yapılması ve azınlık haklarının çoğunluğun insafına terk edilmesi bir insanlık ayıbıdır. Anımsanacağı gibi; kısa bir süre önce İsviçre’de yeni minare yapımının yasaklanması önerisi referanduma sunulmuş ve sonuçta kabulüyle İsviçre’deki Müslümanların dinini özgürce yaşama hakkı ellerinden alınmıştı. Dolayısıyla bazı insanların en temel insan haklarından biri, aynı toplumda çoğunluğu oluşturan diğer insanların kararıyla ortadan kaldırılmış oldu. İnsan hak ve özgürlüklerine saygılı tüm çağdaş kişi ve kurumlar yanında, “Minareler süngümüz” söylemiyle iktidara gelen bir siyasal parti olarak AKP’nin de bu konudaki tepkisi hala belleklerdir.

 

Nasıl ki İsviçre’de referandum konusu yapılan din ve vicdan özgürlüğü en temel insan haklarından ise (İHEB/18), kişinin hak ve yükümlülükleri belirlenirken ve kendisine bir suç yüklenirken, tam bir şekilde davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakça ve açık olarak görülmesini istemesi de aynı şekilde temel bir insan hakkıdır.(İHEB/10). Dolayısıyla kişileri tarafsız ve bağımsız mahkemelerde adil yargılanma hakkı açısından doğrudan ilgilendiren yargı konusundaki düzenlemelerin de insan hakkı olarak bir referandum konusu yapılması aynen minare referandumunda olduğu gibi insan haklarına aykırıdır. Altını çizerek belirtmek gerekirse; burada yanlış olan yargıya ilişkin anayasal düzenlemelerin parlamentoda yapılması değil,  temel insan haklarından birinin halkoyuna sunulmasıdır.

 

Yargıya ilişkin hukuksal bir düzenlemenin teknik ve bilimsel bir konu olarak halkoyuna sunulması da ikinci bir yanlıştır. Ancak hukukçuların, hukuk felsefecilerinin, hukuk uzmanlarının çağdaş hukuk ilke ve esasları çerçevesinde ve insan hak ve özgürlüklerini temel alarak yargıyı daha da çağdaş kılma adına yapabileceği düzenlemelerin, hukukla olan ilgileri kadastro davasıyla, icra dairesindeki dosyayla sınırlı kalabalıkların, yani hukuk cahili kalabalıkların oyuna sunulması ve bir hukuk devletinde yargı yapılanmasının nasıl olması gerektiğine hukukçular tarafından değil o kalabalıklarca karar verilmesi, siyasal çıkarlar adına bilimin dışlanarak cehaletin de baş tacı edilmesidir.

 

Sonuç olarak yinelemek gerekirse; gerek temel bir insan hakkını ve gerekse uzmanlık gerektiren hukuk gibi çok önemli bir konuyu halkoyuna sunmak -sonucu ister “evet” olsun ister “hayır”- hem insan haklarını hem de bilimi çiğnemek olacaktır.


Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !