Kadın Çalışmalı mı Çalışmamalı mı!

 

Bir sitede tartışmaya açmışlar, kadın çalışmalı mı çalışmamalı mı?

Yahu bırakın böyle alengirli konuları. Kadın çalışsın mı çalışmasın mı, ne gereği var? Şimdi kim bilir kaç evde “Yok çalışırsın, yok çalışamazsın” dırdırı başlamıştır bile. Türk ailesinin huzur ve yapısını bozmaya ne hakkınız var sizin? Üstelik bir işe yarasa neyse. Siz ne derseniz deyin, kadın çalışsın mı çalışmasın mı sonunda karar verecek olan kadın evliyse kocası, değilse babası. Mesela kocası çalışmasını istemiyorsa, siz “Çalışmalı” dediniz diye “Pekiyi öyleyse, yürü ulan kaşık düşmanı, çalış da gel!” mi diyecek.

 

Sonra böyle bir mevzu insan hak ve özgürlükleri açısından da çok sakat. Her ne kadar -siz ne derseniz deyin- kulak asmayacak olsalar bile, erkeğin karısına hükmetme özgürlüğüne de müdahale etmiş olmaktasınız. 21. Yüzyılda böyle çağdışı davranmamak lazım.

 

Hele hele “Çalışmalı-çalışmamalı” biçimindeki genellemeler ne kadar yanlış! Yerine, durumuna, zamanına, adamına göre değişir bu. Mesela kırsal kültürde, kocası hem köy kahvesinde pişti oynayıp hem de tarlayı belleyemeyeceğine göre kadın kısmı kesinlikle çalışmalı. Ne var yani, çocuğunu bir torbaya koyup asar sırtına, hem çocuğuyla ilgilenmiş olur, hem de tarla çapalar. Bir anne çocuğuna bundan daha yakın nasıl olabilir ki? Zaten Ana’dolunun çok yöresinde anaların yaptığı da bu değil mi?

 

Kente gelince, kadın kısmı mutlaka evde oturmalı. Şehir bu, bin bir türlü tuzak dolu. Otursun evinde de kocasının namusuna halel gelmesin. Kadın işe gitmiş, mahalle kahvesinde fısır fısır konuşuyorlar:”Duydun mu len? Osman’ın karısı işe gidiyormuş. Bir karıya bile bakamıyor boynuzlu herif!” Hayde ondan sonra gelsin namus cinayetleri. O yüzden öyle “çalışmalı-çalışmamalı” demekle olmaz bu iş. O kadar kolay değil.

 

 

Benim şahsi fikrimi sorarsanız, kadın dediğin aslında genel olarak çalışmamalı. Nedeni, çalışsın da ekonomik özgürlüğünü ve bağımsızlığını kazansın, ondan sonra erkeklere kafa tutsun öyle mi? Yok öyle yağma! Çağlar boyu sürüp gelen bu erkek egemen toplumu “Kadın özgürlüğü” palavralarına kanıp da elden kaçıracak değiliz herhalde.

 

Kadının çalışmayarak evde oturup çocuk bakması, yemek yapması, ortalığı silip süpürmesi, alışverişe çıkması, çamaşırı bulaşığı halletmesi, ütüsü mütüsü, sofrayı kurması kaldırması, bütün bunlardan sonra da gece yatağa girip biz rakımızı bitirip gelinceye kadar beklemesi... Kadın diye ben buna derim. Bütün bu işlerin arasında çocuğuyla da yakinen ilgilenir, sağlıklı nesiller yetiştirmiş oluruz böylece.

 

 

Ama başta da dediğim gibi genellememek lazım. Bazı işler için kadının çalışması şart. Çünkü o işleri erkek yapamaz, yapsa da yakışmaz. Örneğin fahişelik. Erkek mesleği değil ki. Mecburi kadın çalışacak. Gerçi yol kenarında elinde falçata bu işi yapan kadın kılığında erkekler de varmış ama aynı şey değil. Hiç kadının yerini tutar mı? Onun müşterisi başka, bunun müşterisi başka. “Nasıl olsa erkekler de yapıyor” diye fahişeliği kadınlara yasaklamak, “Nasıl olsa diş doktoru var” deyip beyin cerrahını yasaklamak gibi bir şey.

 

 

 

Eğer ekonomik açıdan bakacak olursanız kadınların çalışmaması bir toplum için işsizliğin de en büyük çaresi. Çalışan kadınları gönderin eve, onlardan boşalacak işlere işsiz bütün erkekleri yerleştirirsiniz de yine yetmez, dışarıdan bir de işçi aramak zorunda kalırsınız. Meseleye biraz da böyle toplumsal sorunlar açısından bakıp, sosyal mesajlar da vermek lazım.

 

Bir de var, kadın çalıştı mı dil pabuç kadar oluyor ki hiç çekilmez. Ondan sonra susturacağım diye uğraş dur. Ulan sus işte de böyle allıkla fon dö tenle uğraşma gözünün morartısını kapatmak için. Aslında bizim kadınlarımız çok şanslı. Biraz dayakla kurtarıyorlar paçayı ama yine de kıymetimizi bilmiyor nankörler. El âlem dayakla yetinmeyip giyotinlerde doğramış kadınlarını. Örneğin Olympe de Gouges, örneğin Rose Lacombe... Çok lazımmış gibi, feminist hareketin yaratıcıları bunlar. İnsan Hakları Beyannamesi yayınlanınca bu Olympe de Gouges –başka işi yok ya- kalkmış bir Kadın Hakları Beyannamesi yayınlamış.

 

“Kadın özgür doğar ve erkekle eşit haklara sahip olur. Temel olarak, bütün egemenliklerin ilkesi, kadınla erkeğin birleşmesinden başka bir şey olmayan millettedir. Kanun önünde eşit olan bütün kadın ve erkek vatandaşlar, yeteneklerine göre ve erdemleriyle, yeteneklerinden başka hiçbir ayırıma uğramaksızın, bütün yüksek onurlara, yerlere ve kamu görevlerine eşit olarak kabul edilebilmelidirler. Kadın darağacına çıkma hakkına sahiptir, yargıçlar kuruluna yükselme hakkına da sahip olmalıdır... Kadınlar uyanınız.” Hadi oradan, doğru giyotine!

 

Atatürk’ün en büyük hatalarından biri de bu. Eşitlik, özgürlük diyerek Fransız İhtilalini yapanlar, kadınların erkeklerle eşitliğini ve kadın haklarını savunan kadınları giyotinlerde keserken; O kalkmış, “Kadın Hakları”nı dünyada birçok ülkeden önce yasalara geçirmiş, 18 Nisan 1935’te kendi himayelerinde, aralarında ünlü nükleer fizikçi Madam Curi’nin de bulunduğu ve dünyanın dört bir yanından gelen kadınların katıldığı “Milletlerarası İlk Kadın Kongresi”nin toplanmasını sağlamış... Bugün kadınların Tandoğan’ı, Çağlayan’ı doldurması hep onun yüzünden.

 

Yahu nereden açtınız bu konuyu? Bizim bilge erkeklerimiz çok önceden vermişler “Kadın çalışmalı mı?” sorusunun yanıtını: “ Kadın dediğin nedir ki, hamur yoğurur çocuk doğurur... Kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin!”...Kaşık düşmanları sizi!

 

Kıssadan hisse: Kadın kocası/babası isterse çalışır, istemezse çalışmaz. Bu kadar.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !